Glutatyon, Akciğer Sağlığına İyi Geliyor

Son yıllarda vücut sağlığının korunup iyileştirilmesindeki rolü hakkında farkındalığın artması ile gündemden düşmeyen glutatyon, akciğer sağlığı söz konusu olduğunda da öne çıkıyor. Normal şartlarda vücut tarafından doğal yollarla üretilen glutatyon, çok güçlü bir antioksidan olma özelliğine sahip. “Ana antioksidan” olarak adlandırılan glutatyonun anti-aging etki gösterdiği, hücre yenilenmesine yardımcı olduğu, kanser tedavisinde destek olarak tercih edilebildiği, akciğer ve karaciğer hasarlarının onarımına katkı sunduğu biliniyor.

Yapısında vücuda besinler yolu ile alınan sistein, glutamin ve glisin amino asitleri bulunan glutatyon, başlı başına bir antioksidandır ve diğer antioksidanların yenilenmesine yardımcı olur. Bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde önemli fonksiyonları bulunmakla birlikte antiviral özelliklere de sahip olduğu düşünülmektedir. Vücuttaki glutatyon seviyesinin düşmesi ile grip dâhil olmak üzere birçok enfeksiyona karşı duyarlılığın arttığı ve KOAH gibi enflamatuar akciğer hastalıklarının oluşum riskinin yükselebileceği vurgulanmaktadır. Dolayısıyla bu antioksidanı tanımak ve vücuttaki miktarını düşüren yaşam alışkanlıklarını değiştirmek önemlidir.

Glutatyon Seviyesi Neden Azalır?

Glutatyon seviyelerinin azalmasında yetersiz beslenme, enfeksiyonlar, toksinlere maruz kalma, çevresel kirlilik, travmalar ve stres gibi faktörler etkilidir. Bu unsurlara ek olarak yaşlanmanın ve sigara kullanımının da glutatyon eksikliğine neden olduğu bilinmektedir. Kronik akciğer hastalıkları, tip 2 diyabet, obezite, kalp ve damar sorunları gibi kronik hastalıkları olan kişilerde de glutatyon seviyesi sağlıklı kişilere oranla azdır.

Glutatyon eksikliği birçok sağlık sorunu ile ilişkilendirilmiştir. Kalp hastalıkları, nörolojik hastalıklar, diyabet, karaciğer hastalıkları ve akciğer hastalıklarının oluşumu ile glutatyon eksikliği arasında güçlü bağlantılar bulunmaktadır. Bu durumun temel nedeni glutatyon eksikliği hâlinde oksidatif stresin yol açtığı hasarların etkilerinin azaltılamamasıdır. Bu noktada akciğer hastalıkları ve glutatyon ilişkisi hakkında detaya geçmek istiyorum.

Glutatyonun Akciğer Sağlığına Katkıları

Akciğerler, vücutta önemli aktif glutatyon depolarından biridir. Aktif glutatyon, akciğer hücrelerinin içi ve dışı için oldukça önemli bir koruyucu olarak görev yapar. Akciğerlerin aktif glutatyon mekanizmasındaki değişiklikler, KOAH dâhil olmak üzere birçok inflamatuar akciğer hastalığının tetiklenmesine ve şikâyetlerinin artmasına yol açabilir. Endotel yüzey alanı en geniş organ olması akciğerlerin hem antioksidanların hem de ksenobiyotiklerin, diğer bir deyişle dışarıdan vücuda alınan kimyasalların ana hedefi olması ile sonuçlanır. Dolayısıyla glutatyon seviyelerinin ideal düzeyde kalması oksidatif stresin akciğerlerde yaratabileceği hasarların engellenmesi adına kritik öneme sahiptir.

Akciğerlerin alveol hücreleri solunum esnasında havayı kirleten partiküllere, sigara dumanına, enfeksiyonlara ve zararlı maddelere maruz kalabilir. Tüm bu patojenler serbest radikal adı verilen reaktif moleküllerin oluşmasına neden olur. Serbest radikaller oksidatif hasara yol açarak akciğer hastalıklarının gelişimine zemin hazırlar. İşte glutatyon, serbest radikallerle etkileşime girerek onların yol açtıkları zararlı etkileri nötralize eder. Hücrelerin korunmasını sağlayan bu etkisiyle akciğer hücrelerinin zarar görmesini engelleyebilir.

Akciğer fonksiyonlarının düzgün şekilde devam etmesine yardımcı olabilen ve akciğerlerdeki inflamasyonu kontrol etmeye katkı sunan glutatyon, akciğerler için olmazsa olmaz antioksidanların başında kabul edilir. Nitekim akciğer hücrelerine asıl zararı veren unsurlar, kronik enflamasyon ve oksidan ile antioksidan dengesizliğidir. Akciğerlerde oksidan ve antioksidan dengesizliğinin ortadan kaldırılıp yönetilmesinde glutatyonun önemli bir rolü bulunur.

Glutatyon tek başına güçlü bir antioksidan olmakla birlikte hem üretilebilmesi hem de etkisinin artması için belirli besin bileşenlerine ihtiyaç duyar. Örneğin B6 ve riboflavinin glutatyon üretimini ve aktivitesini artırdığı bilinmektedir. Magnezyum da glutatyon üretiminde ihtiyaç duyulan minerallerin başında gelir. Magnezyum glisinat, glutatyon sentezi için gereken amino asitlerden biri olan glisin içeriği sayesinde glutatyon üretiminde görev alır. Magnezyuma ek olarak çinkonun glutatyon sentezinde, selenyumun ise glutatyon yenilenmesinde gerekli olduğu bilinir. Antioksidanlarla ilgili genel olarak bilinmesi gereken bir diğer önemli unsur, birlikte çalıştıklarıdır. Birbirlerinin fonksiyonlarını desteklediklerinden glutatyonun hem C hem de E vitamini ile daha iyi çalıştığı ifade edilebilir.

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.